Kamu harcamaları tartışması çoğu zaman yanlış bir soruyla başlar. “Devlet bu parayı nereden bulacak?” Oysa asıl mesele bu değildir. Asıl mesele, devletin kimin için harcadığı ve kimden vergi aldığıdır.
Kendi parasını basabilen bir devlet için kamu harcaması, teknik olarak “önce para bulma” meselesi değildir. Devlet zaten para sisteminin merkezindedir. Bu nedenle vergiler, harcamanın şartı değil; ekonomik ve toplumsal düzeni şekillendiren bir tercihtir.
Bu noktada vergilerin gerçek işlevi ortaya çıkar. Vergiler sadece gelir toplamaz. Kimlerin yük taşıyacağını, kimlerin korunacağını belirler. Yani vergi sistemi, doğrudan bir bölüşüm aracıdır.
Bugünkü vergi yapısı bu bölüşümü emek aleyhine kurmaktadır. Ücretler ve tüketim üzerinden alınan vergiler yaygınken; servet, rant ve finansal kazançlar büyük ölçüde dokunulmaz hale getirilmiştir.
Oysa adil bir düzen için vergi, emekçiden değil; servetten, ranttan ve finansal kazançlardan alınmalıdır. Çünkü bu gelirler çoğu zaman üretimden değil, mevcut ekonomik düzenin sunduğu imkanlardan doğar. Buna rağmen bu alanların korunması, kamusal yükün emekçilerin üzerine yıkılması anlamına gelir. Bu nedenle “kaynak yok” söylemi gerçeği yansıtmaz. Sorun kaynak eksikliği değil, kimin için kaynak ayrıldığıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder