Yaygın kanaatin aksine Türkiye’de çoğu zaman sebep enflasyon, sonuç ise ücret artışıdır. Bu ayrımı netleştirmek için meseleyi basit bir çerçevede ele almak gerekir. Enflasyonun sıfır olduğu bir ekonomide ücretlerin yüzde 30 artırıldığını varsayalım. Ücret, üretim maliyetlerinin temel kalemlerinden biridir. Enflasyon baskısının olmadığı bir ortamda ücretlerde yapılan bu artış, doğrudan maliyetleri yükseltir. Maliyet artışı karşısında işletmeler ya kar marjlarını daraltacak ya da fiyatlarını artıracaktır. Piyasa gerçekliği, özellikle sürdürülebilirlik açısından ikinci seçeneğin ağır bastığını gösterir. Böyle bir durumda ücret artışı maliyet kanalıyla fiyatlara yansır ve enflasyon ortaya çıkar. Bu senaryoda ücret artışının enflasyona sebep olduğunu söylemek mümkündür.
Ancak Türkiye’de çoğu zaman yaşanan süreç bunun ters yönlü işler. Ücretlerde belirgin bir artış yokken enflasyonun yüzde 35’e ulaştığını düşünelim. Bu durumda nominal ücret sabit kalsa bile reel ücret aynı oranda geriler. Çalışan aynı ücreti almaya devam eder; fakat satın alabildiği mal ve hizmet miktarı azalır. Başka bir ifadeyle gelir görünürde değişmemiş olsa da fiilen bir refah kaybı oluşur. Eğer bu yüzde 35’lik enflasyona rağmen ücretlerde herhangi bir düzeltme yapılmazsa, bu durum teknik olarak ücret artışı yapılmaması değil, reel anlamda ücret indirimi anlamına gelir. Çünkü satın alma gücü düşmüştür.
Bu noktada yapılan ücret artışı, yeni bir refah üretmekten ziyade kaybı telafi etmeye yöneliktir. Artış oranı enflasyonun altında kalıyorsa reel kayıp devam eder; enflasyon kadar artırılıyorsa mevcut durum korunur; enflasyonun üzerine çıkıyorsa ancak o zaman reel bir iyileşmeden söz edilebilir. Dolayısıyla enflasyon gerçekleştikten sonra yapılan ücret düzenlemelerini enflasyonun nedeni olarak görmek sağlıklı değildir; bunlar çoğu zaman enflasyonun sonucudur.
Türkiye gibi kur geçişkenliğinin yüksek olduğu, enerji ve ara malı açısından dışa bağımlı bir ekonomide fiyat artışları çoğu zaman ücretlerden önce başlar. Döviz kurundaki yükseliş ithal girdileri pahalılaştırır, enerji maliyetleri üretim zincirine yansır, finansman maliyetlerindeki artış firmaların fiyatlama davranışını değiştirir. Bu maliyet baskıları fiyatlara yansıdıktan sonra ücretler güncellenir. Yani ücret artışı çoğu durumda fiyat artışının tetikleyicisi değil, gecikmeli bir reaksiyonudur.
Sonuç olarak mesele ücret artışının varlığı değil, zamanlamasıdır. Enflasyonun olmadığı bir ortamda yapılan kontrolsüz artışlar maliyet enflasyonu üretebilir. Ancak zaten yükselmiş fiyatlar karşısında yapılan ücret düzenlemeleri, gelir erimesini sınırlamaya yönelik bir dengeleme çabasıdır. Türkiye pratiğinde çoğu zaman görülen tablo budur: Enflasyon ücretleri doğurur, ücretler enflasyonu değil.
Yorumlar
Yorum Gönder