Sosyal Güvenlikte Kritik Soru: Prim Ödemeden Emekli Maaşı Olur mu?

Emeklilik sistemleri üzerine yapılan tartışmalarda sıkça dile getirilen “çalışanlardan prim toplanmadan da emekli aylığı ödenebilir” iddiası, ilk bakışta alışılmış sosyal güvenlik anlayışına ters gibi görünür. Oysa bu ifade, emekliliğin nasıl tanımlandığına bağlı olarak belirli koşullarda mümkün olabilen bir sistem yaklaşımına işaret eder. Tartışmanın temelinde, emekliliğin bir sigorta karşılığı mı yoksa kamusal bir gelir güvencesi mi olarak kurgulandığı sorusu yer alır.

Geleneksel sosyal güvenlik sistemlerinde emekli aylıkları, aktif çalışanların ve işverenlerin ödediği primler üzerinden finanse edilir. Bu yapı, kuşaklar arası dayanışma ilkesine dayanır ve sistemin dengede kalabilmesi için çalışan sayısının emekli sayısından fazla olması gerekir. Nüfus gençken, istihdam yüksekken ve kayıt dışılık sınırlıyken bu model sorunsuz işler. Ancak demografik yapı yaşlandıkça, doğurganlık oranları düştükçe ve çalışma çağındaki nüfus daraldıkça prim gelirleri emeklilik harcamalarını karşılamakta zorlanır. Bu noktada sistem, kaçınılmaz olarak farklı finansman kaynaklarına yönelir.

Tam da bu kırılma noktasında bazı ülkeler, emekliliği klasik bir sigorta ilişkisi olmaktan çıkarıp yaşlılıkta asgari gelir güvencesi sağlayan bir sosyal politika aracına dönüştürmüştür. Bu yaklaşımda emekli aylıkları, çalışanlardan toplanan primlere değil, genel bütçe gelirlerine, yani vergilere dayanır. Çalışma hayatında emeklilik primi ya hiç yoktur ya da oldukça sınırlıdır. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus vardır: Vergiyle finanse edilen emeklilik maaşları, yüksek bir refah düzeyi sunmaz; temel yaşam giderlerini karşılamayı amaçlayan bir güvence niteliği taşır.

Bu tür sistemlerin uygulandığı ülkelerde emeklilik, yalnızca devletin sağladığı maaşla sınırlı değildir. Devlet, herkese asgari bir gelir zemini sunarken, bireylerin çalışma hayatı boyunca mesleki emeklilik fonları, tamamlayıcı sistemler veya bireysel tasarruf mekanizmalarıyla ek gelir oluşturması beklenir. Böylece kamu bütçesi üzerindeki yük kontrol altında tutulur, emeklilikte gelir çeşitliliği sağlanır. Bu modelin sağlıklı işlemesi ise güçlü bir vergi kapasitesi, mali disiplin ve toplumsal vergi uyumuyla doğrudan ilişkilidir.

Buradan çıkan tablo: Çalışanlardan hiç prim toplanmadan emekli aylığı ödenmesi, ancak emekliliğin sosyal yardım niteliğinde tanımlandığı ve maaş seviyelerinin sınırlı tutulduğu sistemlerde mümkündür. Prim esaslı, gelirle orantılı ve yüksek emekli maaşı vaat eden bir yapının primsiz biçimde finanse edilmesi ekonomik olarak sürdürülebilir değildir. Böyle bir durumda emeklilik harcamaları hızla bütçe açıklarına dönüşür ve vergi yükü kaçınılmaz biçimde artar.

Bu nedenle günümüzde birçok ülke, saf modeller yerine karma bir yapıyı tercih etmektedir. Asgari emeklilik düzeyi bütçe kaynaklarıyla güvence altına alınırken, bu seviyenin üzerindeki gelirler prim, fon ve bireysel katkılarla desteklenir. Bu denge, bir yandan sosyal adalet ilkesini korurken, diğer yandan sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlar. Primsiz emeklilik tartışmaları ise çoğu zaman bu teknik ayrımı göz ardı ederek, emeklilik sisteminin tamamının bütçeden finanse edilebileceği yönünde yanıltıcı bir algı yaratır.

Sonuç olarak emekli aylıklarının çalışanlardan prim toplanmadan ödenmesi teorik olarak mümkündür ve dünyada sınırlı örnekleri bulunmaktadır. Ancak bu örnekler, yüksek maaşlı ve hak temelli emeklilik sistemleri değil, daha çok asgari yaşam güvencesi sunan sosyal koruma modelleridir. Geniş kapsamlı ve yüksek gelir vadeden bir emeklilik düzeninin primsiz biçimde sürdürülmesi ise ekonomik gerçeklerle örtüşmez. Tartışmanın özü, prim alınıp alınmamasından ziyade, emekliliğin hangi gelir düzeyini ve hangi sosyal rolü üstlendiği sorusunda düğümlenmektedir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar