Ana içeriğe atla

Nicelikten Niteliksizliğe: ‘Her İle Bir Üniversite’ Politikasının Mezun İşsizliği Üzerindeki Etkisi

“Her ile bir üniversite” politikası, Türkiye’de yükseköğretimi yaygınlaştırmayı amaçlayan bir tercih olarak hayata geçirildi. Ancak gelinen noktada bu tercihin, nitelik üretmekten çok sayısal büyümeye dayalı bir yapıyı ortaya çıkardığı açık biçimde görülüyor. 1995’ten 2025’e uzanan dönemde üniversite sayısı yaklaşık altı kat arttı; buna karşılık üniversite mezunu işsiz sayısı on katına çıktı. Yükseköğretimin genişlemesi, istihdamı güçlendirmedi; aksine mezun işsizliğini büyüttü.

Üniversitelerin hızla çoğaldığı bir dönemde üniversite mezunu işsiz sayısının da artması, bu sürecin tesadüfi olmadığını gösterdi. Yükseköğretim sistemi, ekonomik üretim yapısı ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla birlikte planlanmadı. Hangi alanlarda ne kadar mezuna ihtiyaç duyulduğuna ilişkin sağlıklı bir yönlendirme yapılmadı. Üniversiteler çoğu zaman yerel beklentiler ve kısa vadeli kararlarla yaygınlaştırıldı. Bu durum, mezunların büyük bölümünü işgücü piyasasında karşılığı sınırlı alanlarda yoğunlaştırdı ve üniversite diplomasının istihdam güvencesi sağlayan işlevini zayıflattı.

2018 sonrasında üniversite sayısındaki artış büyük ölçüde durdu. Bu dönemde üniversite mezunu işsiz sayısında sınırlı bir gerileme yaşandı. Ancak bu düşüş kalıcı olmadı. 2023 ve 2024 yıllarında görülen azalma, 2025 itibarıyla yeniden artışa döndü. Bugün 208 üniversiteye karşılık 1 milyon 13 bin üniversite mezunu işsizin bulunması, yükseköğretimin mezunları istihdama taşıma kapasitesinin zayıf kaldığını net biçimde ortaya koydu. Üniversite, işsizliği azaltan bir mekanizma olmaktan çok, işsizliği erteleyen bir yapıya dönüştü.

Bu tablo, üniversitelerin akademik ve bilimsel misyonlarından uzaklaştırılmasının doğal bir sonucu olarak şekillendi. Üniversiteler bilgi ve araştırma üreten kurumlar olmaktan çıkarak, yerel ekonomiyi canlı tutan yapılar hâline geldi. Bölüm ve program sayısı arttı; ancak bu artış mezunların istihdam edilebilirliğine yansımadı. Diploma sayısı çoğaldı, diplomanın değeri ise aynı ölçüde geriledi. Bu süreç genç işsizliğini kalıcılaştırdı ve “ev genci” olgusunu yaygınlaştırdı.

Sonuç olarak, üretimle, sektör ihtiyaçlarıyla ve uzun vadeli istihdam politikalarıyla ilişkilendirilmeyen bir üniversite sistemi toplumsal fayda üretemedi. “Her ile bir üniversite” politikası amacını aşan sonuçlar doğurdu. Bugün ihtiyaç duyulan şey, sayıyı değil niteliği merkeze alan ve üniversiteyi yeniden anlamlı bir toplumsal kuruma dönüştüren bütüncül bir yükseköğretim yaklaşımı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yargıtay Kararlarında Uzaktan Çalışma ve Fazla Mesai Taleplerinin İspatı

Yargıtay kararlarında uzaktan çalışma kavramı doğrudan ele alınmasa da, özellikle saha çalışması yapan satış temsilcileri ve ilaç mümessilleri gibi işini işyeri dışında sürdüren çalışanlar üzerinden önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Yargıtay'ın yaklaşımı, bir iş ilişkisinin varlığını işçinin iş görme borcunu ifa etmesi ve işverenin denetim imkanına bağlamaktadır. Bu bağlamda, uzaktan çalışan işçilerin kendi çalışma sürelerini belirledikleri hallerde fazla mesai taleplerinin kabul edilmediği görülmektedir. Zira Yargıtay, bu tür davalarda yalnızca tanık beyanlarını yeterli görmeyip, e-posta yazışmaları, bilgisayar kayıtları ve raporlar gibi somut delillerin aranması gerektiğini vurgulamıştır. Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2015/34907 E., 2018/15287 K. sayılı kararında, home office çalışan bir pazarlama elemanının fazla mesai ücreti talebi, işçinin işveren denetimi dışında çalıştığı ve mesai saatlerini kendisinin belirlediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu yaklaşım, uzakta...

Dünyada Asgari Ücretin Anatomisi: Kimin Kararı, Kimin Hakkı?

Dünyada asgari ücretin tespiti, ülkelerin ekonomik yapıları, sendikal gelenekleri ve sosyal diyalog düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, 186 üye ülkenin yaklaşık yüzde 90’ında yasal veya toplu iş sözleşmeleri aracılığıyla uygulanan bir asgari ücret sistemi bulunmaktadır. Geriye kalan yüzde 10’luk kesimde ise asgari ücret sistemi bulunmamaktadır. Bu farklılık, ülkelerin sosyal devlet anlayışları, işgücü piyasası dinamikleri ve sendikal güçleriyle doğrudan ilişkilidir. Asgari ücret belirleme yöntemleri genel olarak üç temel model üzerinden şekillenmektedir. İlk yöntem, asgari ücretin doğrudan hükümet tarafından belirlenmesidir. Bu yöntemde hükümet, ekonomik göstergeleri ve sosyal dengeleri dikkate alarak tek taraflı bir karar alır. ABD, Brezilya, Hollanda, Lüksemburg, Malta, İspanya, Yeni Zelanda ve Yunanistan gibi ülkelerde bu sistem uygulanmaktadır. Hükümetin belirleyici olduğu bu modelde siyasi irade ön plandadır ve karar süre...

Kıdem Tazminatı Nedir? Kimler Yararlanabilir? (Soru–Cevap Rehberi)

Kıdem tazminatı nedir? Kıdem tazminatı, bir işçinin aynı işverene bağlı olarak belirli bir süre çalışmasının ardından iş sözleşmesinin sona ermesi durumunda; işyerine yaptığı katkılar, çalışma süresince yaşadığı yıpranma ve yeni iş bulma sürecinde karşılaşabileceği zorluklar dikkate alınarak işveren tarafından ödenen toplu paradır. Her işten ayrılan kıdem tazminatı alabilir mi? Hayır. Kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda değil, yalnızca kanunda belirtilen özel şartlar gerçekleştiğinde ödenir. Kimler kıdem tazminatından yararlanabilir? Kıdem tazminatı; 4857 sayılı İş Kanunu, 5953 sayılı Basın İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamında çalışan işçilere tanınmış bir haktır. Kıdem tazminatı almanın temel şartları nelerdir? İki temel şart aranır: İşçinin aynı işverene bağlı olarak en az 1 yıl çalışmış olması, İş sözleşmesinin, kanunda kıdem tazminatına hak kazandıran şekillerden biriyle sona ermiş olması. İşçi hangi durumlarda kıdem tazminatı alabi...