TÜİK’in 2025 yıl sonu için açıkladığı yüzde 7,7’lik işsizlik oranı, ilk bakışta olumlu bir tablo sunuyor gibi görünüyor. Kasım ayında yüzde 8,6 olan bir oranın yalnızca bir ay içinde bu kadar düşmesi, ister istemez “ekonomide ne değişti?” sorusunu gündeme getiriyor. Ancak bu soruya verilecek sağlıklı bir yanıt, tek bir orana bakmakla değil, o oranı ortaya çıkaran verilerin birlikte okunmasıyla mümkün.
Bu nedenle önce en temel göstergeden başlamak gerekiyor. Türkiye’de 15 yaş üstü nüfus artmaya devam ediyor ve bu son derece doğal. Ne var ki aynı dönemde işgücünün, yani çalışanlar ile işsizlerin toplamının küçüldüğü görülüyor. Nüfus artarken işgücünün daralması, ekonomik iyileşmeden çok, insanların piyasadan çekildiğini düşündürüyor. Üstelik istihdamda da anlamlı bir artış yok. Aksine çalışan sayısı sınırlı da olsa geriliyor. Bu tablo, işsizlik oranındaki düşüşün yeni iş alanlarıyla açıklanamayacağını açıkça ortaya koyuyor.
Tam bu noktada işsiz sayısındaki belirgin azalma dikkat çekiyor. İstihdam artmazken işsiz sayısının düşmesi, ilk anda çelişkili gibi görünebilir. Ancak işsizliğin nasıl tanımlandığı hatırlandığında bu çelişki ortadan kalkıyor. Dar tanımlı işsizlik, yalnızca aktif olarak iş arayanları kapsıyor. İş bulma umudunu kaybeden, uzun süre iş arayıp sonuç alamayan ya da mevcut koşullarda sunulan işleri kabul etmeyenler bu tanımın dışında kalıyor. Dolayısıyla bu kişiler işsiz olmaktan çıkmıyor; sadece istatistiklerin kapsamı dışına itiliyor.
Bu dışlanmanın doğal sonucu ise işgücüne katılım oranındaki düşüşte görülüyor. İşgücüne dahil olmayanların sayısı artarken, işsizlik oranı matematiksel olarak aşağı çekiliyor. Çünkü işgücü küçüldükçe, işsizlik oranının paydası daralıyor. Böylece ortada gerçek bir iyileşme olmamasına rağmen, oranlar daha iyiymiş gibi görünüyor. İşsizlikteki düşüş, istihdam kaynaklı değil; sistem dışına çıkan insanların yarattığı istatistiksel bir etki olarak karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle tabloyu doğru okumak için dar tanımlı işsizlikle yetinmemek gerekiyor. Geniş tanımlı işsizlik, iş aramaktan vazgeçenleri, eksik istihdam edilenleri ve potansiyel işgücünü de içine alarak daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor. Bu çerçeveye bakıldığında ise tablo neredeyse hiç değişmiyor. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,6 seviyesinde kalmaya devam ediyor. Bu oran, sorunun aslında yerinde durduğunu, yalnızca farklı bir istatistik diliyle görünmez hale getirildiğini açık biçimde gösteriyor.
Sonuçta Türkiye’de işsizlik sorunu çözülmüyor; sadece tanımı daraltılarak erteleniyor. Ve bu ertelemenin bedeli, geniş tanımlı işsizlik oranında ifadesini bulan sert ve değişmeyen gerçeklikte kendini göstermeye devam ediyor.
Yorumlar
Yorum Gönder