Emeklilikte Çözüm Değil Yön Değişimi: TES ile Gelen Sessiz Dönüşüm

Türkiye’de emeklilik sistemi son yıllarda sessiz, fakat yönü son derece net bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Gündeme gelen her yeni düzenleme, teknik bir iyileştirme ya da mevcut yapıyı destekleyen tamamlayıcı bir adım olarak sunulsa da tabloya bütüncül bakıldığında daha derin bir değişim dikkat çekiyor. Bireysel Emeklilik Sistemi, Otomatik Katılım Sistemi ve son olarak tartışmaya açılan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi birlikte değerlendirildiğinde, kamusal emeklilik anlayışından kademeli bir uzaklaşma ve emekliliğin giderek bireysel birikime dayalı bir modele kaydırılması açık biçimde görülüyor. Bu yön değişikliğinin en kritik boyutu ise mali yükün artan ölçüde çalışanların bugünkü gelirleri üzerinden karşılanması.

Bireysel Emeklilik Sistemi, başlangıçta gönüllülük esasına dayalı bir tasarruf aracı olarak kurgulandı. Amaç, çalışanları uzun vadeli birikime teşvik etmekti. Ancak bu model, sınırlı bir kesim dışında geniş bir karşılık bulmadı. Bunun üzerine Otomatik Katılım Sistemi devreye alındı ve çalışanlar iradeleri dışında sisteme dahil edildi. Ne var ki çıkış hakkının korunması, sistemin kalıcılığını sağlayamadı; çok sayıda çalışan kısa süre içinde sistemden ayrıldı. Bugün Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi ile yapılmak istenen, bu sorunu gönüllülükten bütünüyle uzaklaşarak aşmak. Katılımın ve sistemde kalmanın fiilen zorunlu hâle getirilmesi, emeklilikte ek gelir vaadiyle gerekçelendiriliyor. Oysa bu vaadin arka planında, çalışanların mevcut ücretlerinden yapılacak yeni ve kalıcı kesintiler yer alıyor.

Bu tercih, yalnızca bir sosyal politika değişikliği değil; aynı zamanda bilinçli bir bütçe yönelimini yansıtıyor. Kamu emeklilik sisteminin ana omurgasını oluşturan SGK’ya yapılan devlet katkıları sınırlı artarken, bireysel emeklilik sistemine aktarılan kamu kaynakları çok daha hızlı büyüyor. Devlet, emeklilikte yaşanan sorunları kamusal sistemi güçlendirerek çözmek yerine, bireysel sigortacılığı ve özel fonları teşvik eden bir çizgi izliyor. Böylece emeklilik, kolektif bir sosyal hak olmaktan uzaklaşıp piyasa mekanizmalarına daha bağımlı hâle geliyor. Bu açıdan bakıldığında Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, geçici bir uygulama değil; uzun süredir adım adım inşa edilen bu yaklaşımın en görünür halkası olarak öne çıkıyor.

TES’in finansmanına ilişkin senaryolar da bu çerçeveyi tamamlıyor. Ya tüm çalışanlardan ek prim kesintisi yapılması ya da kıdem tazminatının bir bölümünün bu sisteme aktarılması gündemde. Yöntemler farklı görünse de ortaya çıkan sonuç değişmiyor: Çalışanların mevcut hakları daraltılıyor. Bu nedenle TES, emeklilikte refahı artıran tamamlayıcı bir güvence olmaktan çok, kamusal emeklilik sistemindeki yetersizliğin maliyetini çalışanlara yükleyen bir araç olarak şekilleniyor.

Sistemin en güçlü söylemi olan “ikinci emekli aylığı” vaadi ise ekonomik gerçeklerle örtüşmekte zorlanıyor. Türkiye’deki ortalama ücret düzeyi ve öngörülen prim oranları dikkate alındığında, uzun yıllar boyunca yapılacak kesintilerin emeklilikte anlamlı bir ek gelir yaratması oldukça sınırlı görünüyor. Ortaya çıkabilecek aylıklar, emeklilerin yaşam standartlarını belirgin biçimde yükseltecek seviyelerin çok altında kalıyor. Bu durum, TES’i güçlü bir emeklilik güvencesinden ziyade, beklenti üreten fakat bu beklentiyi karşılaması zor bir yapı hâline getiriyor.

Asıl sorun ise emekli aylıklarının neden yetersiz kaldığına ilişkin teşhisin doğru konulamaması. Türkiye’de emeklilik gelirlerinin düşüklüğü, dağıtım esaslı sosyal güvenlik sisteminin işlemezliğinden değil; düşük ücret politikaları, yaygın kayıt dışı istihdam, zayıf prim tahsilatı ve giderek azalan devlet katkısından kaynaklanıyor. Bu yapısal sorunlar çözülmeden, bireysel ya da tamamlayıcı emeklilik modelleriyle kalıcı bir iyileşme sağlanması mümkün görünmüyor.

Bu nedenle çözümün yönü açıktır. Kamu emeklilik sisteminin güçlendirilmesi, istihdamın artırılması, ücret seviyelerinin yükseltilmesi ve devletin sosyal güvenliğe ayırdığı payın artırılması temel öncelikler arasında yer almalıdır. Bireysel emeklilik ve tasarruf araçları, ancak kişisel tercihler çerçevesinde anlamlı olabilir. Bunların sosyal güvenliğin yerine ikame edilmesi ise emeklilik sorununu çözmek bir yana, sorunu daha da derinleştirir. Mevcut haliyle Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, emeklilikte güvenceyi artıran bir reformdan çok, sosyal güvenliğin bireyselleştirilmesini kurumsallaştıran bir adım olarak karşımıza çıkıyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar