Bordroda Yazılan mı, Bankaya Yatan mı? Yargıtay Ne Dedi?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararı
Uyuşmazlık, davacının 09.09.2008 tarihinde başlayan ve 20.06.2016 tarihinde sona eren çalışma ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Davacı, yaklaşık sekiz yıl süren çalışma döneminde farklı şirketler üzerinden sigortalı gösterildiğini, ancak gerçekte çalışma ilişkisinin kesintisiz biçimde devam ettiğini ileri sürmüştür. Dosyada ... Film Yapım Yayın Eğt. Org. Tic. Ltd. Şti., ... Org. Eğt. Film Reklam Yay. Tic. Ltd. Şti. ve MGA Yapım Eğitim Tic. Ltd. Şti. isimli şirketler bulunmaktadır. Davacının iddiasına göre şirketler arasında yapılan sigortalı giriş ve çıkışları fiili bir iş değişikliğini göstermemekte, aynı çalışma düzeni içerisinde faaliyet devam etmektedir.
Davacının asıl itirazı ise ücretine ilişkindir. Davacı, işe başladığı dönemde yaklaşık 2.000 TL, işten ayrıldığı tarihte ise 3.500 TL ücret aldığını, buna rağmen SGK'ya daha düşük tutarlar üzerinden bildirim yapıldığını iddia etmiştir. Ücretinin bir bölümünün banka aracılığıyla, kalan bölümünün ise elden ödendiğini belirterek, SGK kayıtlarında görünen prime esas kazançların gerçek ücretini yansıtmadığını savunmuştur. Bu nedenle geçmiş çalışma dönemlerindeki prime esas kazançlarının gerçekte aldığı ücretler esas alınarak belirlenmesini talep etmiştir.
İşverenler ise bu iddiaları kabul etmemiştir. Davacının ücretlerinin bordrolara doğru şekilde yansıtıldığını, bordroların davacının imzasını taşıdığını ve SGK bildirimlerinin de bordrolarla uyumlu olduğunu savunmuşlardır. Ayrıca davacının işten ayrılırken imzaladığı 20.06.2016 tarihli ibranameye dayanmışlar ve davacıya kıdem ve ihbar tazminatları kapsamında 16.996,89 TL ödeme yapıldığını belirtmişlerdir. İşverenlere göre davacının son ücretinin 3.500 TL olduğu iddiası doğru olsaydı, buna bağlı tazminat hesabının da farklı olması gerekirdi.
Dava Ankara 25. İş Mahkemesinde görülmüş ve mahkeme davacının talebini reddetmiştir. Mahkemenin temel değerlendirmesi, davacının ileri sürdüğü ücret miktarını yazılı delillerle kanıtlayamadığı yönündedir. SGK kayıtları ile ücret bordrolarının birbiriyle uyumlu olması da mahkemenin ret gerekçesinde belirleyici olmuştur. Davacının yüksek ücret iddiasını destekleyen yeterli yazılı delil bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı bu kararı istinaf etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi de ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini yerinde bularak istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bunun üzerine davacı kararı temyiz etmiş ve dosya Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin önüne gelmiştir.
Yargıtay dosyayı incelerken, önceki mahkemelerin değerlendirmesinde önemli bir eksiklik bulunduğunu tespit etmiştir. Dosyada banka aracılığıyla gerçekleştirilen ödemeler mevcut olup, bu ödemelerin bir kısmının SGK'ya bildirilen sigorta primine esas kazançtan daha yüksek olduğu görülmektedir. Dolayısıyla dosyada, davacının iddia ettiği ücretin araştırılmasına imkân verebilecek nitelikte somut ödeme kayıtları bulunmaktadır.
Yargıtay'a göre bu kayıtlar değerlendirilmeden yalnızca bordrolara ve SGK bildirimlerine dayanılarak sonuca gidilemez. Öncelikle banka hesaplarına yapılan ödemelerin hangi döneme ait olduğu, kim tarafından yapıldığı ve hangi amaçla gerçekleştirildiği belirlenmeli; ardından bu ödemelerin ücret niteliğinde olup olmadığı ortaya konulmalıdır. Eğer banka yoluyla yapılan ödemelerin hizmet karşılığı ücret olduğu anlaşılırsa, gerçek ücretin belirlenmesinde bunların dikkate alınması gerekir. Buna karşılık farklı bir nedenle yapılmış ödemelerin ücret olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay'ın bozma gerekçesi bu noktada ortaya çıkmaktadır. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, davacının yüksek ücret iddiasını yazılı delille kanıtlayamadığını kabul etmişlerdir. Ancak dosyada bulunan banka kayıtları, bu iddianın araştırılmasını gerektiren somut bir delil niteliğindedir. Bazı banka ödemelerinin SGK'ya bildirilen kazançtan yüksek olması karşısında, bu ödemelerin niteliği ve gerçek ücretle bağlantısı araştırılmadan davanın reddedilmesi eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay bu nedenle davacının ileri sürdüğü 3.500 TL ücretin doğrudan doğruya gerçek ücret olduğunu kabul etmemiştir. Bunun yerine, gerçek ücretin belirlenmesi için dosyadaki tüm delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle Yargıtay, davacının iddiasını kabul ederek kesin bir ücret tespiti yapmamış; mahkemelerin gerekli araştırmayı tamamlamadan karar vermelerini hatalı bulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 25.04.2024 tarihli ve 2024/2617 Esas, 2024/4452 Karar sayılı kararıyla Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin kararını ortadan kaldırmış, Ankara 25. İş Mahkemesinin davayı reddeden kararını bozmuş ve dosyanın yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir.
Kararın özünü, "SGK bildirimi ile bordronun aynı olması gerçek ücretin de mutlaka bu miktar olduğu anlamına gelmez; dosyada gerçek ücreti ortaya koyabilecek banka kayıtları varsa bunlar araştırılmalı ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir" şeklinde özetlemek mümkündür.