Gerçek Olmayan Satış, Gerçek Bir İşten Çıkarma Nedeni Oldu
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2015 tarihli, 2015/11372 Esas ve 2015/11800 Karar sayılı ilamı
Kasa açığı nedeniyle yaşanan bir iş uyuşmazlığında işçinin sorumluluğunun hangi noktada başlayacağını göstermesi açısından dikkat çekici bir karar.
Olay bir akaryakıt istasyonunda geçiyor.
Olayın özeti
Davacı, istasyonda muhasebeci olarak çalışıyor. Görevi gereği yapılan satışların kayıtlara doğru şekilde geçirilmesinden ve muhasebe kayıtlarının gerçeği yansıtmasından sorumlu.
Ancak işyerinde davacının çalışmasından önce de kasa açıkları meydana geliyor. Tanık anlatımlarına göre bunun çeşitli nedenleri var. Pompacıların müşteriden aldığı parayı eksik teslim etmesi, bazı satışların veresiye olarak kaydedilmemesi veya POS cihazlarında yaşanan sorunlar nedeniyle kasa ile kayıtlar arasında farklar oluşuyor.
Bu açıklar her gün sonunda hemen kapatılmıyor. Zaman içerisinde birikiyor ve daha sonra ilgili çalışanlardan tahsil ediliyor veya ücretlerinden kesiliyor.
Kredi kartı işlemi ve fesih
Bir gün idari binadan gelen bir görevlinin muhasebede denetim yapması sırasında daha önce oluşmuş kasa açığının kapatılması gündeme geliyor. İstasyon şefi bunun için kredi kartı arıyor ve davacıdan kredi kartını istiyor.
Davacı ilk başta kartını vermek istemiyor. Ancak daha sonra kartını veriyor ve kredi kartından 1.300 TL çekiliyor.
Sonrasında bu işlemin belgesi, yani kredi kartı slibi istenince olayın asıl önemli kısmı ortaya çıkıyor.
1.300 TL'lik işlem gerçek bir akaryakıt satışına dayanmıyor. Para, daha önce oluşmuş kasa açığını kapatmak amacıyla kredi kartından çekiliyor ve işlem kayıtlarda satış gibi görünüyor.
İşveren de bunun üzerine davacının iş sözleşmesini feshediyor.
İşverene göre muhasebeci olarak çalışan davacı, gerçek olmayan bir satış işleminin yapılmasına aracılık etmiş ve daha önce oluşmuş kasa açığının gerçeğe aykırı bir işlemle kapatılmasına katkı sağlamış durumda. İşveren, bu davranışın işçi ile işveren arasındaki doğruluk ve güven ilişkisini bozduğunu ileri sürüyor.
Davacı ise feshin haksız olduğunu savunuyor. Kasa açıklarının kendisinden önce de bulunduğunu, işyerinde uzun zamandır benzer şekilde kapatıldığını, kendisinin bu uygulamayı başlatmadığını ve işvereni aldatmak ya da kendisine menfaat sağlamak gibi bir amacı olmadığını belirtiyor.
İlk derece mahkemesinin kararı
Uyuşmazlık mahkemeye taşınıyor. İlk derece mahkemesi davacıyı haklı buluyor ve işe iadesine karar veriyor.
Mahkeme, işyerinde kasa açıklarının uzun zamandır bulunduğuna ve bu açıkların çalışanlardan tahsil edilerek veya ücretlerinden kesilerek kapatıldığına dikkat çekiyor. Yani mahkemeye göre ortada davacının tek başına oluşturduğu bir durum yok; işyerinde geçmişten beri devam eden bir uygulama söz konusu.
Mahkeme ayrıca davacının bu işlemden kişisel bir menfaat elde ettiğinin veya işvereni aldatma amacı taşıdığının kanıtlanmadığını değerlendiriyor.
Bu nedenle mahkeme, davacının davranışının iş sözleşmesinin sona erdirilmesini gerektirecek ağırlıkta olmadığı sonucuna varıyor ve feshin geçersiz olduğuna karar veriyor.
Yargıtay’ın bozma kararı
Bunun üzerine işveren kararı temyiz ediyor ve dosya Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin önüne geliyor.
Yargıtay ise ilk mahkemeden farklı düşünüyor.
Yargıtay'ın bakış açısındaki temel fark şu: Davacının muhasebeci olması.
Çünkü muhasebecinin görevi, yapılan işlemlerin gerçeğe uygun şekilde kayıtlara geçirilmesini sağlamak.
Gerçek bir satış olmadığı halde kredi kartından 1.300 TL çekilmesi ve bunun satış gibi kayıtlara yansımasına aracılık edilmesi, Yargıtay'a göre davacının görev tanımıyla bağdaşmıyor.
Burada davacının 1.300 TL'yi kendi cebine alıp almadığı belirleyici görülmüyor. Davacının kendisine para kazandırmamış olması, gerçek olmayan bir işlemin yapılmasına aracılık ettiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Yargıtay ayrıca işyerinde geçmişten beri kasa açıklarının bulunmasını da davacının davranışını haklılaştıran bir neden olarak kabul etmiyor.
“Bu işyerinde daha önce de böyle yapılıyordu.” demek, muhasebecinin gerçek olmayan bir işlemin yapılmasına aracılık etmesini hukuka uygun hale getirmiyor.
Kredi kartının kullanılmasını ilk isteyen kişinin de davacı olmadığı karar açısından önemli bir ayrıntı. İstasyon şefi kredi kartı arıyor, davacıdan kartını istiyor. Davacı başlangıçta vermek istemiyor, ancak daha sonra kartını veriyor.
Yargıtay buna rağmen davacının sorumluluğunun ortadan kalkmadığını kabul ediyor. Çünkü davacı, kendi görev alanı içerisinde gerçek olmayan bir işlemin gerçekleştirilmesine aracılık etmiş oluyor.
Yargıtay’ın sonucu
Sonuç olarak Yargıtay, ilk derece mahkemesinin işe iade kararını bozuyor ve davanın reddine karar veriyor. Daireye göre davacının davranışı, işveren açısından geçerli fesih nedeni oluşturuyor.
Hukuki ayrım ve kararın anlamı
Burada önemli bir hukuki ayrım yapmak gerekiyor.
Yargıtay'ın kararı “Kasa açığı varsa işçi bu parayı cebinden öder.” anlamına gelmiyor.
Davanın konusu da kasa açığının işçiden tahsil edilmesi değil.
Tartışılan konu, gerçek bir satış olmadığı halde kredi kartından yapılan 1.300 TL'lik işlemin oluşturulmasına muhasebeci olan işçinin aracılık etmesinin, iş sözleşmesinin feshi açısından geçerli bir neden oluşturup oluşturmadığı.
Yargıtay somut olayda bunun geçerli fesih nedeni olduğuna karar veriyor.
Karardan çıkarılabilecek temel sonuç
Kasa açığının bulunması, işçiyi otomatik olarak bu açıktan sorumlu hale getirmez. Ancak özellikle muhasebeci gibi kayıtların doğruluğundan sorumlu bir çalışan, gerçek olmayan bir işlemin yapılmasına kusurlu şekilde aracılık ederse, bu davranış işveren açısından geçerli fesih nedeni oluşturabilir.
Bir başka ifadeyle Yargıtay'ın işveren lehine karar vermesinin nedeni yalnızca kasada açık bulunması değil; muhasebeci olan davacının gerçek bir satış olmadığı halde kredi kartı işlemiyle bu açığın kapatılmasına aracılık etmiş olmasıdır.