Arabuluculuk Tutanağı
İşe İade Hakkını Tamamen
Ortadan Kaldırır mı?
İşten çıkış günü imzalanan arabuluculuk anlaşmalarının geçerliliğiYargıtay kararları ışığında
işçi ve işveren açısından doğurduğu hukuki sonuçlar
İş sözleşmesi feshedilen birçok çalışan, işten ayrıldığı gün imzaladığı arabuluculuk tutanağının artık hiçbir hukuki hakkının kalmadığı anlamına geldiğini düşünmektedir. Benzer şekilde bazı işverenler de işten çıkış sırasında düzenlenen arabuluculuk anlaşmalarının ileride açılabilecek işe iade davalarını tamamen engellediğini varsaymaktadır.
Peki gerçekten durum böyle midir? İş hukuku uygulaması ve Yargıtay kararları bu soruya her zaman "evet" cevabını vermemektedir.
Arabuluculuk Nedir ve İş Hukukunda Neden Zorunludur?
Arabuluculuk, temel olarak taraflar arasında ortaya çıkan mevcut bir hukuki uyuşmazlığın mahkemeye taşınmadan çözülmesini amaçlayan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. İş hukukunda özellikle işe iade davaları bakımından arabuluculuk dava şartı olarak kabul edilmiştir. Ancak bu durum, işten çıkış sırasında imzalanan her arabuluculuk tutanağının otomatik olarak geçerli olduğu veya işçinin dava açma hakkını tamamen ortadan kaldırdığı anlamına gelmez.
İşe iade davalarında arabuluculuğa başvurulması zorunludur çünkü kanun, iş sözleşmesinin geçersiz nedenle feshedildiğini düşünen işçinin doğrudan dava açmasını değil, öncelikle arabuluculuk sürecini tamamlamasını öngörmektedir. Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamazsa işçi, yasal süre içerisinde işe iade davası açabilir. Bu sistemin amacı tarafların dava yoluna gitmeden önce uzlaşma ihtimalini değerlendirmesidir.
Sorun ise uygulamada farklı bir noktada ortaya çıkmaktadır. Bazı işverenler, iş sözleşmesini feshettikleri gün veya hemen sonrasında işçiyi arabulucuya yönlendirerek kısa süre içinde anlaşma belgesi imzalatmaktadır. Böylece ileride açılabilecek işe iade davalarının önüne geçileceği düşünülmektedir. Ancak bu uygulamanın her somut olayda hukuken geçerli olduğu söylenemez.
Arabuluculuk Sürecinin Hukuken Geçerli Sayılması İçin Gereken Şartlar
Bir arabuluculuk sürecinin hukuken geçerli sayılması için aşağıdaki şartların bulunması gerekir:
- Gerçek bir uyuşmazlığın mevcut olması — Taraflar arasında henüz doğmamış veya farazi bir uyuşmazlık üzerinden arabuluculuk yapılamaz.
- İşçinin serbest iradesiyle hareket edebilmesi — Baskı, tehdit veya yanıltma altında alınan kararlar geçersizlikle maluldür.
- Hakları konusunda yeterince bilgilendirilmesi — İşçi, fesihten doğan haklarını, alacak kalemlerini ve işe iade imkânını bilmelidir.
- Taleplerini değerlendirebilmesi — İşçiye makul bir düşünme süresi tanınmalı, gerekirse hukuki danışmanlık almasına fırsat verilmelidir.
- Gerçek anlamda bir müzakere ortamının oluşturulması — Arabulucu yalnızca taraflara imza attıran bir kişi değildir; tarafların özgür iradeleriyle çözüm üretmelerini sağlayan tarafsız bir kolaylaştırıcıdır.
Özellikle işçiye düşünme süresi verilmemesi, hukuki danışmanlık alma imkânı tanınmaması veya alacaklarını hesaplatmasına fırsat verilmemesi hâlinde, arabuluculuk sürecinin gerçek amacından uzaklaştığı ileri sürülebilir.
Yargıtay'ın Yaklaşımı ve Mahkemelerin Değerlendirdiği Hususlar
Yargıtay'ın yaklaşımı bu noktada büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda verilen kararlar incelendiğinde, ihtiyari arabuluculuk kapsamında düzenlenen anlaşma belgelerinin her olay bakımından ayrı ayrı değerlendirildiği görülmektedir. Mahkemeler, işe iade davası açıldığında öncelikle imzalanan arabuluculuk tutanağının hukuken geçerli olup olmadığını inceleyebilmektedir. Dolayısıyla imza atılmış olması tek başına davanın reddedileceği anlamına gelmez.
Mahkeme hangi hususları dikkate almaktadır?
- Arabuluculuk görüşmesinin gerçekten tarafların serbest iradesine dayanıp dayanmadığı,
- İşçinin haklarını bilerek karar verip vermediği,
- Gerçek bir pazarlık yapılıp yapılmadığı,
- Anlaşmanın dürüstlük kurallarına uygun şekilde kurulup kurulmadığı.
Eğer süreç yalnızca işçinin dava açmasını engellemek amacıyla yürütülmüşse, düzenlenen tutanağın geçerliliği ciddi biçimde tartışmalı hâle gelebilir.
İşverenler Açısından Riskler ve Zayıflatan Unsurlar
İşten çıkış günü yapılan hızlı arabuluculuk görüşmeleri, eksik bilgilendirme, sembolik ödeme teklifleri veya baskı altında imzalatılan anlaşmalar ilerleyen süreçte hukuki koruma sağlamayabilir.
Anlaşmanın geçerliliğini zayıflatan önemli unsurlar şunlardır:
- Fesih ile arabuluculuk başvurusunun aynı gün gerçekleştirilmesi,
- İşçiye değerlendirme süresi tanınmaması,
- Gerçek alacakların çok altında ödeme teklif edilmesi,
- Müzakere ortamının fiilen oluşmaması ve arabulucunun yalnızca formaliteyi tamamlaması.
İşçiler Açısından Kritik Konu
İşçi, işten çıkış sırasında arabuluculuk tutanağı imzalamış olsa bile bunun hukuka aykırı şekilde düzenlendiğini düşünüyorsa, gerekli şartların bulunması hâlinde bu tutanağın geçersiz olduğunu ileri sürebilir. Ancak işe iade davalarında kanunda öngörülen başvuru ve dava süreleri hak düşürücü nitelikte olduğundan, sürecin geciktirilmeden takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Sonuç
İşten çıkışta imzalanan arabuluculuk tutanağı her durumda işe iade hakkını ortadan kaldıran kesin bir belge değildir. İş hukukunun temel ilkeleri gereği, arabuluculuğun gerçek bir uyuşmazlığı çözmeye yönelik, serbest iradeye dayanan ve tarafların bilinçli şekilde müzakere ettiği bir süreç olması gerekir.
Aksi hâlde, yalnızca işçinin dava açmasını engellemek amacıyla yürütülen şekli arabuluculuk işlemleri, mahkemeler tarafından geçerlilik yönünden yeniden değerlendirilebilir.
Bu nedenle hem işverenlerin arabuluculuk sürecini hukuka uygun şekilde yürütmeleri hem de işçilerin haklarını ve yasal süreleri bilmeleri, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların sağlıklı şekilde çözülebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.